avatar

Şükrü Portakal YAZAR

KURT ULUSUN

Şükrü Portakal

2026-08-31

Bazı liderler vardır; gücünü göstermek için dünyayı dolaşır.

Bazıları vardır; başka devletlerin kapısını aşındırır, başka liderlerin yanında görünerek itibar devşirmeye çalışır.

Bir de Gazi Mustafa Kemal Atatürk vardır.

O, başka devletlerin başkentlerine gidip el pençe divan durmadı.

O, başka liderlerin kapısında fotoğraf vermek için dolaşmadı.

O, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu olarak hiçbir yabancı ülkeye devlet ziyareti yapmadı.

Çünkü onun kurduğu devletin itibarı, başka başkentlerden alınacak icazete bağlı değildi.

Ankara vardı.

Ankara'nın arkasında Türk milleti vardı.

Türk milletinin arkasında ise bağımsızlık iradesi vardı.

Ve dünya, bu iradeyi görmek için Ankara'ya geldi.

Düşünün…

Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Anadolu işgal edilmiş.

Osmanlı Devleti parçalanmış.

Türk milleti tarih sahnesinden silinmek istenmiş.

Dünyanın güçlü devletleri Anadolu'yu kendi aralarında paylaşmaya hazırlanmış.

Sonra bir adam çıkıyor.

Samsun'a ayak basıyor.

Amasya'da milletin kaderini yine milletin azim ve kararlılığına bırakıyor.

Erzurum'da, Sivas'ta milletin iradesini örgütlüyor.

Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açıyor.

Ordusunu kuruyor.

Savaşını veriyor.

Ve sonunda dünyaya şunu kabul ettiriyor:

Türk milleti bağımsız yaşayacaktır!

İşte o günden sonra Türkiye'nin başkenti Ankara, dünyanın dikkat merkezlerinden biri oluyor.

Atatürk başka ülkelere gitmedi.

Başka ülkelerin liderleri Türkiye'ye geldi.

Afganistan Kralı Amanullah Han'ın 1928'de Türkiye'ye gelişi bunun en dikkat çekici örneklerinden biridir.

Çünkü mesele bir ziyaret değildir.

Mesele, yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası alandaki ağırlığıdır.

Atatürk'ün diplomasi anlayışı da bunun üzerine kuruluydu.

Ne saldırgan bir kibir…

Ne teslimiyetçi bir eziklik…

Ne de yabancı başkentlerden medet uman bir anlayış…

Onun çizgisi açıktı:

Tam bağımsız Türkiye.

Atatürk'ün dünyaya verdiği mesaj şuydu:

“Türkiye Cumhuriyeti kendi kararlarını kendi verir.”

İşte devlet adamlığı budur.

İşte devlet ciddiyeti budur.

Bugün bazıları bir yabancı lider Türkiye'ye geldiğinde bunu yalnızca diplomatik bir ziyaret olarak görebilir.

Ben başka türlü görüyorum.

Türkiye'ye gelen her devlet adamının yolu Anıtkabir'e düşüyorsa, bunun bir sebebi vardır.

Çünkü Anıtkabir'de yalnızca bir insan yatmıyor.

Orada bir milletin yeniden doğuşu yatıyor.

Orada Çanakkale yatıyor.

Sakarya yatıyor.

Dumlupınar yatıyor.

İstiklal yatıyor.

Cumhuriyet yatıyor.

Ve en önemlisi…

Türk milletinin boyun eğmeyen iradesi yatıyor.

Bugün dünyanın dört bir yanından gelen devlet adamlarının Anıtkabir'de Atatürk'ün mozolesi önünde saygı duruşunda bulunması, yalnızca protokol değildir.

O birkaç dakikalık sessizlikte, tarihin karşısında duruş vardır.

Çünkü o mozolenin önünde duranlar, yalnızca bir Cumhurbaşkanına saygı göstermiyor.

Bir milletin bağımsızlık mücadelesine saygı gösteriyor.

Bir devletin kuruluş iradesine saygı gösteriyor.

Ve aslında Türk milletine saygı gösteriyor.

Atatürk'ün büyüklüğü tam da burada ortaya çıkıyor.

Yaşarken başka ülkelerin peşinden gitmedi.

Öldükten sonra da dünyanın hafızasından silinmedi.

Tam tersine…

Aradan geçen onlarca yıla rağmen yabancı devlet adamları Türkiye'ye geldiklerinde onun huzuruna çıkmaya devam ediyor.

Çünkü bazı liderler makamlarıyla büyür.

Bazı liderler ise makamlarını büyütür.

Mustafa Kemal Atatürk, makamını büyüten liderdir.

Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal ettiği için büyük değildi.

O koltuğa oturan kişinin Mustafa Kemal olması, o makamı tarihe mal etti.

İşte bu yüzden bugün bize düşen, Atatürk'ü sadece anmak değildir.

Onun kurduğu devletin itibarını korumaktır.

Bağımsızlığını korumaktır.

Milli iradesini korumaktır.

Türk milletinin başını öne eğdirmemektir.

Çünkü Atatürk'ün bize bıraktığı en büyük miraslardan biri şudur:

Başkasının önünde eğilmeden yaşayabilen bir devlet.

Bu millet, tarih boyunca nice imparatorluklar kurdu.

Nice savaşlar gördü.

Nice ihanetler yaşadı.

Nice yoklukların içinden çıktı.

Ama her defasında yeniden ayağa kalktı.

Atatürk de o büyük Türk tarihinin en zor dönemlerinden birinde, milletin ayağa kalkmasına öncülük etti.

Ve bugün hâlâ onun huzurunda dünya devletlerinin liderleri saygıyla duruyorsa, bunun sebebi yalnızca geçmiş değildir.

Bunun sebebi, Türk milletinin hâlâ ayakta olmasıdır.

O hâlde bize düşen görev belli:

Cumhuriyetine sahip çık.

Devletine sahip çık.

Bayrağına sahip çık.

Milletine sahip çık.

Ve hiçbir zaman unutma:

Türk milleti, başkasının gölgesinde büyümedi.

Kendi gölgesini kendi oluşturdu.

Atatürk başka ülkelere gitmedi.

Dünya Ankara'ya geldi.

Bugün dünya Anıtkabir'e geliyor.

Ve biz, o mozolenin önünde saygıyla duranları gördükçe bir gerçeği yeniden hatırlıyoruz:

Bu topraklarda kurulan devlet, tesadüfen kurulmadı.

Bu Cumhuriyet, hediye edilmedi.

Bu bağımsızlık, satın alınmadı.

Bedeli kanla ödendi.

O yüzden başımız dik olacak.

Devletimiz güçlü olacak.

Milletimiz birlik olacak.

Ve Türk bayrağı göklerde dalgalandığı müddetçe bu milletin sesi susmayacak.

Çünkü biz, başkasının önünde eğilerek var olmadık.

Biz, diz çökerek devlet kurmadık.

Biz, kalkarak tarih yazdık.

Ve bugün hâlâ ayaktaysak, yarın da ayakta kalacağız.

Kurt ulusun.

Kurtuluşun daim olsun.

Cumhuriyetin ilelebet yaşasın.

Ne mutlu Türküm diyene!


ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi

Şükrü Portakal

Şükrü Portakal YAZAR